İhraç Edilen Emekçiler Konuşuyor Yazı Dizisi 2: “Çölde bir tas su...”
14 Temmuz 2017 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan 692 sayılı KHK İle Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı'nda çalıştığı görevinden ihraç edilen Ahmet İçel ile yapılan röpörtaj aşağıda yer almaktadır.
Bize kendinizi tanıtır mısınız?
İsmim Ahmet İçel 1997 yılında İtfaiye teşkilatında şoför olarak göreve başladım. 14 Temmuz 2017 yılında da KHK kararıyla ihraç edildim. Yani mağdurlardan birisiyim.
Bir tane çocuğum var ellerinizden öper; lise ikinci sınıfa giden. Ailemde tek çalışan bendim, haliyle geçim sıkıntısı çekiyoruz. Gündelik işler bulursak çalışıyoruz, yaşamaya çalışıyoruz. Bunun için de tek güvencemiz Allah’ın verdiği söz; Allah, “yarattığım kulun rızkını ben veririm” diyor, bunun haricinde de bir güvencemiz yok.
Nasıl gerçekleşti bu ihraç süreci, yani öncesinde bir soruşturma oldu mu, size tebliğ edilen bir sonuç oldu mu, daha sonra nasıl devam etti bu süreç?
Daha önce bana bir tebligat geldi. Bank Asya’ya para yatırmamdan kaynaklı savunmam alındı İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından. Savunmamda gerekli açıklamayı yaptım, daha sonra ikinci bir kez tekrardan savunma istendi. Soruşturmanın sonucuna dair herhangi bir tebligat herhangi bir açıklama yapılmadı KHK’nin çıktığı güne kadar. KHK kararıyla da ihraç edildiğimi öğrendim. Daha henüz de bir açıklama yok. Sebep şudur veya şundan dolayıdır gibi bir açıklama yok. Tahmin olarak sadece Bank Asya’ya para yatırmamdan dolayı olduğunu düşünüyorum. Bana bir savunma hakkı verilmediği için de açıklama yapamıyoruz.
Tarih boyunca birçok hatalar, haksızlıklar yapılmış fakat ilahi adalet er geç tecellisini göstermiştir. Gene aynı şeyin olacağını düşünüyorum. Bu kadar KHK’ler ile ihraç edilen insanların tekrar işlerine döneceklerine, adalet yerini bulunca haklarını geri alacaklarına inanıyorum. İnancım bu, şüphem olmadı, sadece tecelli edeceği günü bekliyoruz ilahi adaletin.
Arkadaşlarınızın, iş arkadaşlarınızın, kurumun tutumu ne oldu ihraç meselesine dair?
Tabi bu süreçte insanın esas zoruna giden taraf da bu. 20 yıllık iş arkadaşlarımın, korkudan dolayı telefon edememeleri esas insanı üzen taraf, yoksa aç kalacağız, işsiz kalacağız, ev geçindiremeyeceğiz gibi bir sorunum olmadı, öyle düşünmedim. Eğer dünyada rızkımız bitmişse ecelimiz gelmiştir. Ben inanan insanım, inançlı olduğum için böyle düşünüyorum. Fakat zoruma giden taraf arkadaşlarımın korkudan dolayı aramamaları oldu.
Kurumdan ne bir herhangi açıklama, herhangi hiçbir şey yok. Kurumla ilgili zerre nokta kadar bir görüşme yok. Şube müdürlerim daire başkanlarım, ne bir aradılar ne bir geçmiş olsun dediler.
Sendikaların tutumu ne oldu, siz bir sendika üyesi miydiniz?
Bu süreçten önce de ben Türkiye’deki sendikacılığın tam olarak işlevli olduğunu düşünmediğim için herhangi bir sendikaya üyeliğim yoktu. Daha önceleri bir iki sendikaya üye olup ayrıldım. Çünkü sendikacılığın gerçek faaliyetine uygun yürütülmediğine inanıyordum. Bu süreçte diğer üç sendikadan da teklifler geldi üye olmam yönünde, fakat ben gene de mesafeli durdum. Sebebi de son bir yılda yapılan ihraçlardan dolayı, özellikle öğretmenlerin işten atılmasında sendikaların herhangi bir ses çıkarmaması, herhangi bir eylem yapmaması, sendika üyeliğinden kaynaklı bir memur işten atılamaz diye karşı çıkmaması, çıkıp da gazetelere beyanat vermemelerinden dolayı. Fakat bunda sadece KESK’in biraz TVlerde gazetelerde ses çıkarmasından kaynaklı kişisel olarak KESK’i desteklediğimi söyledim. Üyeliğim gene olmadı.
Ve benim de ihracımın olduğu gün sadece Tüm Bel-Sen den arkadaşların gelip destek olacaklarını söylemeleri, çağırmaları, yönlendirmeleri onore ediyor insanı, en azından bir rahatlama sağlıyor. Tüm Bel-Sen’in düzenlediği itfaiyedeki ‘vedalaşma’da da söylediğim gibi çölde bir tas su gibi geldi bana bu destek. Bunu diğer sendikadan arkadaşlardan da beklerdim ki diğer sendikaların yöneticileri de benim devrelerim olmasına rağmen gelip böyle bir teklifte bulunmamaları, söylememeleri üzücü taraf.
Bundan sonrasına dair hem sendikalardan hem çalışma arkadaşlarından hem de kamuoyuna dair beklentilerin, ifade edeceklerin neler olabilir?
Valla bu süreçten sonra zaten KHK ile çıkan yasalar, nasıl işleyeceğini de KHK belirliyor. Mahkeme yolu kapalı sadece komisyona başvurulabiliyor.
Fakat bunda sendikaların, KESK’e bağlı Tüm Bel-Sen haricinde diğer sendikaların herhangi bir şey söyleyeceğini, yapacağını düşünmüyorum. Bu biraz bastırılma sindirilme korkudan mıdır nedir, ne dersiniz bilmiyorum. Arkadaşlar da zaten aynı, ararsam söylersem başımıza bir şey gelir korkusu var, onlardan da bir beklentim yok.
“Önceden bir ekmek yiyorsak, şimdi yarım ekmek yiyoruz ama geçiniyoruz”
Son bir soru; şu an nasıl geçiniyorsunuz?
Şu an dediğim gibi gündelik işlerle geçimimizi sağlamaya çalışıyoruz. Ne yapalım. Önceden bir ekmek yiyorsak, şimdi yarım ekmek yiyoruz ama geçiniyoruz. Şükür Allah’a. Gündelik bir iş buldu mu çalışıyoruz. Düzenli bir işimiz yok.
Geleceğe dair bir planınız var mı?
Vallahi böyle bir kaosun içinde geleceğe dair bir plan yapmak çok zor. Bunu kimse yapamaz diye düşünüyorum.
