Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi Nedir?
5510 sayılı sosyal sigortalar kanunu 4. Maddesinde 31 Mayıs 2016 tarihinde yapılan değişiklik sonucunda bireysel emekliliğe katılım zorunlu hale gelmiştir. Ama yapılan itirazlar sonucunda bireysel emekliliğe geçiş kademeli olarak yapılacaktır. Kademeli geçişe göre üç ayrı aşama belirlenmiş olup mahalli idare ( BELEDİYE )ve kit çalışanları 1 Ocak 2018 de sisteme dahil olacaktır.
Söz konusu sisteme ilişkin sendika ve akademisyenler tarafından yayımlanan rapor ve yazılardan bazıları ile ilgili yasa ve yönetmelik web bağlantıları sizler için aşağıda derlenmiştir.
DİSK'e göre Bireysel Emeklilik Sistemi Nedir?
"26.09.2016
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR) Ağustos 2016’da kabul edilen, Ocak 2017’de yürürlüğe girecek olan ve milyonlarca işçi ve memuru yakından ilgilendiren Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemini (BES) değerlendiren kapsamlı bir rapor hazırladı.
Zorunlu BES uygulamasının soru ve yanıtlarla anlatıldığı raporda BES’in neden bir emeklilik ve sigorta sistemi olmadığı vurgulanıyor. Raporda ayrıca Türkiye’de tasarruf eğilimin neden düşük olduğu, emekli aylıklarının durumu, BES fonlarının getirileri, devlet katkısı uygulaması ve zorunlu BES’in Anayasa’ya aykırılığı özel bölümlerde ele alınıyor.
Raporda özetle şu saptamalar yer alıyor:
⦁ Bireysel Emeklilik Sistemi’ni bir sosyal sigorta programı olarak kabul etmek olanaklı değildir. Zorunlu BES’in yasalaşması ile sosyal güvenliğin özelleştirilmesi ve piyasaya terkedilmesi yönünde yeni bir adım daha atılmış oldu.
⦁ BES’te 2016 itibariyle 6.2 milyon katılımcı var. Toplam aktif sosyal sigortalı sayısının 20.3 milyon olduğu düşünülecek olursa BES kapsamındakilerin oranı sosyal sigortalıların yüzde 30’unu aşmış durumda.
⦁ 45 yaş altı bağımlı çalışanlar (işçiler ve kamu görevlileri) 1 Ocak 2017’den itibaren zorunlu/otomatik olarak ve yüzde üç katkı payı ödeyerek BES’e katılacaktır. Zorunlu BES’te bağımlı çalışanlardan sosyal güvenlik primine esas brüt kazançlarının yüzde üçü oranında kesinti yapılacak.
⦁ Zorunlu BES’te işveren katkı payı yoktur. Oysa sosyal sigorta sisteminin olmazsa olmaz koşullarından biri işveren katkısıdır.
⦁ BES ne SGK tarafından sağlanan emeklilik hakkına benzer bir hakkı ne de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından sağlanan sağlık ve diğer sosyal güvenlik hizmetlerini sunmaktadır. BES bir emeklilik programı değil uzun vadeli bir bireysel tasarruf sistemidir.
⦁ BES’te ne şirketler getiri/gelir garantisi vermekte ne de devlet garantisi söz konusu. Sistem tamamen bireysel riske dayalıdır.
⦁ Türkiye’deki BES fonları 2011-2014 arasında reel getiri açısından zarar etmiştir. 2011’de yüzde 10’un üzerinde zarar eden BES fonları, 2012 yüzde 9 net getiri sağladı, 2013’te ise yüzde 7-8 civarında zarar etti. Türkiye’deki BES fonlarının getiri performansı OECD ortalamasının çok altında seyrediyor.
⦁ Çalışanlar emeklilik planına dahil olduğunun kendisine bildirildiği tarihi takip eden iki ay içinde sözleşmeden cayabilir. Bu iki aylık süre hak düşürücü bir özellik taşımaktadır.
⦁ İşveren istediği sigorta şirketiyle anlaşma yapabilecektir. Dolayısıyla çalışanların emeklilik şirketi seçmeleri kısıtlanmaktadır.
⦁ Zorla tasarruf olmaz. Zorunlu BES uygulaması, zorla tasarruf denemelerinin ilki değil. Önceki yıllarda da bir çok başarısız zorunlu tasarruf uygulaması gündeme geldi.
⦁ Tasarruf oranlarının düşüklüğünün nedeni gelirlerin yetersizliğidir. 2002’de hane halkı borcunun harcanabilir hane halkı gelirine oranı yüzde 4 civarında iken, bu oran AKP döneminde artarak 2012’de yüzde 50’nın üzerine çıkmıştır. 2015 itibariyle hane halkları harcanabilir gelirlerinin yüzde 51’i oranında borçludur. Taksit ödemeleri ve borçları olanların oranı yüzde 67,9’dur.
⦁ Zorunlu BES ile çalışanlara çifte emeklilik sağlanacağı iddiası dayanaksızdır. Şu anda kamusal sosyal güvenlik sisteminde yaşlılık, malullük ve ölüm aylığı için prime esas kazancın yüzde 20’si oranında kesinti yapılmakta. Yüzde 20 prim kesintisiyle ödenen ve pek çok emekli için yetersiz olan emekli aylığına denk bir gelirin BES’ten yüzde üç primle ödenmesi mümkün değil.
⦁ Asgari emekli aylıkları giderek düşmektedir. 2003 yılında ortalama asgari emekli aylığı asgari ücretin yüzde 46 üzerinde iken 2015 ve 2016 yıllarında asgari emekli aylığı asgari ücretin altına gerilemiştir.
⦁ BES’te devlet katkısı yoksuldan alıp zengine verme mekanizmasına dönüşmüştür. Geliri asgari ücrete eşit ve daha düşük olanların BES fonları içindeki payı sadece yüzde 0.2’dir.
⦁ Zorunlu BES uygulaması Anayasa’nın sosyal devlet ilkesi ile sosyal güvenlik, sözleşme hürriyeti ve mülkiyet hakkına ilişkin hükümlerine de aykırıdır. Zorunlu kamusal sosyal güvenlik primleri dışında hiç kimseden kendi arzusu dışında kesinti yapılamaz.
Raporun “Sonuç ve Öneriler” bölümü ile şöyle:
⦁ Zorunlu BES uygulamasından vazgeçilmelidir.
⦁ Zorla tasarruf olmaz. Borç girdabındaki dar gelirlinin zorla tasarruf ettirilmesi borçlarının artması anlamına gelecektir. Tasarruf oranlarının artırılması için sendikalaşma ve toplu pazarlık kapsamının artması gerekir.
⦁ Çalışanlar zorunlu/otomatik BES’ten iki ay içinde caymalıdır. Aksi halde daha fazla hak kaybı yaşanabilir.
⦁ Bireysel Emeklilik Sistemi’ne devlet katkısı uygulamasına son verilmelidir. BES’e aktarılan kamu kaynakları kamu sosyal sigorta programına aktarılmalıdır.
⦁ Emekli aylıkları iyileştirilmeli. Aylık bağlama oranları eski düzeyine çekilmeli, güncelleme katsayısında milli gelir artışının tümü dikkate alınmalı.
⦁ Asgari emekli aylığının asgari ücretin altına düşmesini engelleyecek alt sınır getirilmelidir.
⦁ Emekli aylık ve gelirlerinin belirlenmesinde hükümet emekli sendikalarıyla müzakere etmelidir.
⦁ Emeklileri sendikal haklarını kullanmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Raporun 16 sayfalık tam metnine PDF formatında ulaşmak için tıklayınız
20.12.2016
ZORUNLU BES’İN TEMEL GEREKÇESİ ÇÖKTÜ
ZORUNLU BES İPTAL EDİLMELİDİR
TASARRUF ORANLARININ DÜŞÜK OLDUĞU İDDİASI DAYANAKSIZMIŞ!
DİSK-AR, TÜİK tarafından açıklanan tasarruf oranları verilerine göre Zorunlu BES uygulamasının temel gerekçesinin çöktüğünü açıkladı
Ağustos 2016’da kabul edilen ve 1 Ocak 2017’den itibaren yürürlüğe girecek olan Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi’nin (BES) en temel gerekçesi ortadan kalktı. Hükümet tarafından TBMM’ye sunulan Zorunlu BES Yasa Tasarısı’nın genel gerekçesinde Türkiye’de brüt tasarruf oranlarının diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında çok düşük olduğu ve Zorunlu BES uygulamasının yurt içi tasarruf oranlarını özendirmeyi amaçladığı vurgulanmıştı (1/8/2016 tarihli ve 3104 sayılı Başbakanlık yazısı. Yazı örneği Ek 1).
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de 7 Aralık 2016 tarihinde yaptığı açıklamada “Tasarruf meselesi aslında Türkiye’nin en büyük sıkıntılarının başında geliyor. Türkiye’nin bu sene tasarruf oranı yüzde 13.5 olacak gibi görünüyor. Dünyada ortalama tasarruf oranı yüzde 25, gelişmekte olan bizim gibi ülkeler yani orta üst gelir grubuna dahil ülkeler yüzde 32.5. Bizim yatırıma ihtiyacımız var. Bu yatırımları da iç tasarruflarla finanse etmemiz lazım. Fakat gelin görün ki, bizim vatandaşımız arzulanan düzeyde kenara para koymuyor” demişti.
Ancak gerek Zorunlu BES gerekse Maliye Bakanı Şimşek’in tasarruf oranlarına ilişkin açıklamalarının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. TÜİK tarafından 12 Aralık 2016 tarihinde açıklanan Kurumsal Sektör Hesapları 2009-2015 araştırmasına göre Türkiye’nin brüt tasarruf oranlarının Zorunlu BES Yasa tasarısı gerekçesinde olduğu gibi yüzde 15,63 ve Bakan Şimşek’in açıklamasında olduğu gibi yüzde 13,5 değil yüzde 24,8 olduğu ortaya çıktı (TÜİK Araştırması Ek 2).
Böylece Türkiye’deki tasarruf oranlarının dünya ortalamasına uygun olduğu, Avrupa Birliği ülkelerinden de daha yüksek olduğu ortaya çıkmış oldu. Sonuç olarak Zorunlu BES için kullanılan bu gerekçe ortadan kalkmıştır. TÜİK’e göre Türkiye düşük gelir seviyesine rağmen yüksek tasarruf eden bir ülke durumundadır.
TÜİK verilerinden sonra ücretlerde yeni bir azalmaya yol açacak zorunlu bir tasarruf yönteminin gereksiz olduğu, dayanağı olmadığı anlaşılmaktadır. Gerekçesi çöken Zorunlu BES’in derhal iptal edilmesi gerekir.
Kaynak: http://disk.org.tr/2016/12/zorunlu-besin-temel-gerekcesi-coktu-iptal-edilmelidir/ "
Eğitim Sen'e göre Bireysel Emeklilik Sistemi nedir?
"BES: Emekliyi Değil Finansı BES’lemek
Tanımı ve SGK emeklilik sisteminden farkı:
Bireysel emeklilik sistemi (BES) biriktirme esasına dayalı bir emeklilik modelidir. Bu modelde kişisel tasarruf hesaplarında biriktirilen katkı payları sermaye piyasalarında değerlendirilerek finansal getirileri emeklilik gelirlerini belirlemektedir. SGK kapsamındaki emeklilik sistemi ise dağıtım yöntemi ile finanse edilmektedir. Diğer bir deyişle şimdi yatırılan emeklilik sosyal güvenlik primleri şu an emeklilik maaşı alanlara aktarılırken, hâlihazırda çalışanlar ise ileride emekli olduklarında gelecek çalışanların emeklilik gelirlerini finanse etmelerini beklemektedirler. Bu bakımdan BES ile SGK arasındaki en temel fark BES’in finansal bir emeklilik sistemi olmasıdır.
Emeklilik fonları nasıl çalışır?
Emeklilik fonları emeklilik şirketleri kapsamında kurulan ve profesyonel portföy yöneticileri tarafından idare edilen yatırım fonlarıdır. Bir bireysel emeklilik şirketi ile anlaşıldığında katımcı emeklilik fonundan pay almaktadır. Bu fonlar çeşitli yatırım araçlarına yönlendirilip bunlardan finansal getiri elde edildikçe fonun değeri artmakta bu da pay sahibinin emekli olduğu zaman elde edeceği emeklilik gelirini belirlemektedir. Değişik fon tipleri arasından getiri ve risk tercihine göre seçim yapılabilir ve bu seçim emeklilik şirketi ile görüşülerek değiştirilebilir.
Zorunlu BES kimleri kapsamaktadır?
TC vatandaşı olup 2017 yılı itibariyle 45 yaşını doldurmamış tüm işçi ve memurlar BES’e otomatik olarak işverenler tarafından kaydedilecektir. Özel sektörde hangi firmaların bu kapsama alınacağı Bakanlar Kurulu kararına bırakılmış olup, önceki pilot çalışmalarda 49 çalışandan fazla çalışanın bulunduğu işyerlerinin kapsam dahiline alınması gibi bir planın olduğunu hatırlamakta fayda var.
BES’e zorunlu katilim durumunda olacaklar:
Öncelikle çalışana herhangi bir bilgilendirme yapılmayacaktır. İşveren çalışan maaşlarının yatırıldığı gün çalışanın brüt kazancının (sosyal ödenekler ve ikramiye dahil olmak üzere) %3’unu anlaştığı emeklilik şirketine çalışan adına yatıracaktır. Çalışanın ilk 2 ay içerisinde cayma hakki bulunmaktadır. Bu önemli bir nokta zira toplumda iki ay dolduktan sonra caymanın mümkün olacağına dair bir yanlış anlama mevcut. Oysa tam tersine çalışanlar eğer sistemden çıkmak istiyorlarsa kesinti yapılır yapılmaz sistemden cayma haklarını kullandıklarına dair dilekçe ile işverene başvurmalıdırlar. Böyle bir durumda tüm kesintiler 10 gün içerisinde çalışanın hesabına yatırılacaktır.
Sistemden çıkmaya karar verilirse dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Zorunlu BES yasasına göre emeklilik şirketleri fonları özellikle ilk iki ay zarar etmeyeceği garanti yatırım araçlarına yönlendirmek durumundadır. Dolayısıyla sistemden ayrılma durumunda iadesi yapılan miktarın kesinti miktarından daha küçük olmaması elzemdir. Öte yandan Türkiye emeklilik şirketlerinin fon yönetim giderleri için yaptığı kesintiler dünya ortalamasının oldukça üstündedir. Bu bakımdan fon zarar etmese dahi ettiği karin fon işletim giderleri için yapılacak kesintiden küçük olma ihtimali mevcuttur. Bu nedenle eğer sistemden çıkılacaksa acele davranmakta ve cayma hakki dilekçesinin erkenden işverene teslim edilmesinde fayda olacaktır. Herhangi bir kayıp durumunda hukuki mücadelenin sendika ve meslek örgütleri aracılığıyla yürütülmesi seçenekler dâhilinde olabilir. Zira burada çalışanın her lira kaybı finansal aktörlerin karı anlamına gelmektedir.
Sistemde kalınırsa dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Her ne kadar otomatik katilim hem memur hem de özel sektör çalışanları için ayni anda getirilmiş olsa da aslında bu iki farklı çalışan grup için farklı anlamlar içermektedir. Bu sistem orta ve yüksek gelir kazananlar için ek bir emeklilik geliridir. Dolayısıyla memurlar sistemde kaldıkları takdirde gerçekten cüzi de olsa ek bir gelire sahip olacaklardır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta eğer memurların hali hazırda bir BES hesabi var ise bu hesapları birleştirememeleridir. Yani ya iki hesapla emekli olacaklardır ya da gönüllü olarak açtıkları hesabi kapatıp devlet tarafından zorunlu olarak açtırılan hesapla devam edeceklerdir. Öte yandan özel sektör çalışanları birden fazla işveren ile çalışıyorlarsa birden fazla BES hesabi açılacaktır ve her hesaptan %3 katkı payı kesilecektir (bu arada katkı payı miktarı ileride bakanlar kurulu kararınca değiştirilebilir). İs değiştirmeleri durumunda her gittikleri şirkette BES hesabi değiştirme durumunda kalabilirler. Konuya dair düzenlemeye göre eğer yeni başladıkları firmada BES yoksa (örneğin çalışan sayısı belirtilen limitin altındaysa) önceden acılan hesaba kendi adlarına katkıda bulunacaklardır. Fakat yeni şirkette baksa bir emeklilik firmasıyla anlaşmalı BES hesabi açıldığı durumda bir önceki hesabındaki kazanımları birikim transferi ya da plan değişikliği yoluyla taşıyacaktır. Daha da önemlisi bütün bu hesaplamalar tüm işverenlerin BES katkı paylarını yatıracakları varsayımı üzerine kuruludur. Oysa SGK primlerinin bile düzensiz yatırıldığı ülkemiz koşullarında bu düzenlemenin nasıl sağlıklı yürüyeceği endişe konusudur.
BES’in riskleri nelerdir?
BES resmi kaynaklarca da itiraf edildiği üzere getirisi diğer yatırım araçlarına göre oldukça geride kalan bir sistemdir. Her ne kadar getiri oranları yıldan yıla değişse de BES getirisinin görece dalgalı piyasaların olduğu Türkiye şartlarında altın veya dövize dayalı yatırımlara kıyasla daha düşük kaldığı önemli bir gerçektir. Dahası BES gibi finansal piyasalara bağlı sistemlerde emekli olduğunuz zamanki koşullar gerçek gelirinizi belirleyecek, o zamana kadar getirilerdeki dalgalanmalar fiktif diğer bir deyişle gerçek değere doğrudan bağlı olmayan varsayımsal getiriler olarak kalacaktır. Dolayısıyla eğer bir finansal krizden sonra, örneğin 2008 krizi gibi bir süreçte, emekli olursanız, emeklilik fonunuzun değer kaybı emeklilik gelirinizde ciddi bir düşüş meydana getirebilir. Yani BES gibi sistemlerde emeklilik geliri ciddi bir finansal risk taşımaktadır ve bu riskten yalnızca birey, yani katılımcı çalışan, sorumludur. Değer kaybı konusunda emeklilik şirketinden herhangi bir talepte bulunulamaz.
BES’in potansiyel getirileri:
BES %25’lik devlet katkısıyla bazı kesimlere cazip gelmektedir. Örneğin ayda 4000 TL katkı payı ödeyen birisi 1000TL gibi ciddi bir getiriye hak kazanmış kabul edilmektedir. Bu nedenle özellikle yurtdışında yasayan TC vatandaşları bu sisteme yüksek miktarlarda katkı payı ödeyerek yüksek gelir elde etmeyi ummaktadırlar. Bu durum zaten geliri yüksek olan kimselere devlet eliyle sübvansiyon verilmesi ve gelir dağılımını bozacak bir tevsik olduğu gerekçesiyle eleştirilmektedir. Bununla birlikte yine akılda tutulmalıdır ki bahsi gecen %25’lik devlet katkısı da tıpkı ilk girişteki 1000TL vaadi gibi varsayımsaldır. Bu miktarları çalışan sistemde en az 10 yıl kaldıktan ve 56 yasını doldurduktan sonra emekli oluncaya kadar elde edememektedir, zira bu katkılar ‘devlet katkı hesaplarında değerlendirilmektedir.
Devlet katkı fonları:
Devlet katkı fonları genellikle devlet tahvillerine yatırım yapmakta ve çalışan eğer hak kazanma için gerekli şartları yerine getirmeden sistemden cıkmışsa onun adına biriken tutarı hazineye gelir olarak kaydetmektedir. Diğer bir deyişle devlet parayı bir cebinden alıp öteki cebine koymaktadır. Daha dikkate değer nokta ise devletin bu süreçte kendini finanse etmesi ve bunu sermaye piyasası aktivitesi yoluyla gerçekleştirmiş olmasıdır. Yani devlet bir finansal aktör haline gelmektedir.
Faizsiz emeklilik mi karmaşık finansal yöntem mi?
Dini kaygılar sebebiyle faiz geliri elde etmek istemeyen dini katılımcılar için faizsiz emeklilik fonları kurulmuştur. Her emeklilik şirketinin çeşitli miktarda sukuk (İslami finans)’a dayalı ürünler ve altın vb gibi araçlarla çeşitlendirdiği portfolyolarıi mevcuttur. Bu kapsamda ‘alternatif devlet katkı fonları’ da faizsiz emeklilik geliri tercih edenler için önerilmiştir. Burada ilginç olan nokta bu fonların daha çok ‘kira sertifikası’ denilen ve sekuritizasyon tekniğine dayalı yatırım araçlarını içermesidir. Bu teknik 2008 krizinde rol oynayan karmaşık finansal türev yönteminin faizsiz bir kopyasıdır. Yani devlet İslami değerleri savunan emeklilik geliri sunmak iddiasıyla kurduğu devlet katkısı yatırım fonları ile Türkiye’de benzeri görülmemiş derecede karmaşık ve spekülatif finansal yöntemlere onculuk etmektedir.
Genel Değerlendirme:
BES Türkiye gibi çok değişken politik ve ekonomik koşullara sahip ülkelerde uzun vadede tatmin edici bir ek emeklilik geliri ihtiva etmesi zor görünen bir sistemdir. Bu sistemin diğer bir yönü ise sosyal güvenlik kapsamında emeklilik hakkına ve gelir düzeyine getirilen kısıtlamaları meşrulaştırmak amacıyla kullanılmasıdır. Diğer bir deyişle ilerleyen zamanlarda gittikçe zorlaşacak SGK emekliliği ve düsen emekli maaşları karsısında muhalefet eden çalışanlara BES yöntemiyle kayıplarını karşılamaları salik verilecektir. Oysa bu iki sistem birbirinin ikamesi olmamalı ve bunun böyle sunulmasına çalışan örgütlerinin karsı çıkması gerekmektedir. Dahası, emekliliği finansal piyasalar aracılığıyla sağlayan sistemler emekliliği hak’tan finansal yatırım’a dönüştürmektedir. Bu da sınıfsal hak arama mücadelelerinin zeminini ortadan kaldırmakta, emekli olmayı kişisel bir risk olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla, yasam seviyesini sürdürmek icin gerekli emeklilik gelirine sahip olmama çalışanın kendi finansal başarısızlıklarının sonucu olarak tanımlanmaktadır.
Son olarak su belirtilmelidir ki BES gibi sistemlerin tahribatı uzun yıllar sonra ortaya çıkmaktadır. Örneğin Sili’de bu yıl yapılan büyük gösterilerde 1981 yılında, Türkiye’de benzer bir şekilde bir darbe döneminde, gerçekleştirilen emeklilik sisteminin özelleştirilmesi ve BES gibi fonlama esasına dayalı finansal bir emeklilik sistemine geçilmesinin sonuçları protesto edilmiştir. Bu geçişten tam 35 yıl sonra Sili dünyanın kendi küçük ekonomisine nazaran en gelişmiş finansal piyasalara sahip ülkelerinden biri haline gelmişken, finansal emeklilik sisteminin insanları ne kadar tatmin ettiği aşağıdaki fotoğraftan görülebilir:

Arş. Gr. Dr. Serap Sarıtaş Oran
16.12.216
serapsaritas@gmail.com
Belgenin pdf versiyonuna buradan erişebilirsiniz.
Kaynak: http://www.egitimsenizmir3.org/bilgi/2767/"
"Çalışanlar değil sermaye BES’leniyor/ Aziz Çelik
Zorunlu BES ile çalışanlara çifte emeklilik sağlanacağı iddiası dayanaksızdır. Asıl amaç çoğu çokuluslu sigorta şirketlerine kaynak sağlamak

Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) uygulamasına ilişkin yasa tasarısı üç gün içinde “şipşak yasama” yöntemiyle kabul edildi. 8 Ağustos 2016 Pazartesi günü Meclis komisyonuna gelen tasarı, 9 Ağustos günü komisyonda görüşüldü ve 10 Ağustos’ta Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Komisyonda sendikaların görüş bildirilmesine izin verilmedi. Kanun tasarısı hakkıyla incelenmeden, taraflara söz hakkı tanınmadan zorunlu BES sistemi yasalaşmış oldu. Ocak 2017’de yürürlüğe girecek yasa için bu ne telaş, bu ne hız! Hükümetin özel sigorta şirketlerine verilmiş sözü mü var?
Çifte mecburiyet
Türkiye’de BES sistemi 2001 yılından bu yana uygulanıyor. BES uygulaması 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Hakkında Kanun ile başlatıldı. 2013 yılından bu yana ise bireysel katılımcıların katkı paylarının yüzde 25’i oranında devlet katkısı yapılıyor. 4632 sayılı yasaya göre sistem gönüllü katılıma dayalı. Yapılan değişiklik ile gönüllü katılım uygulaması 45 yaş altı bağımlı çalışanlar (işçi ve memur) için zorunlu hale getiriliyor. Çalışanlar sadece sisteme girmek zorunda değil, işverenlerinin sözleşme yaptığı bir bireysel emeklilik şirketine de mecburlar. Çalışanların, istedikleri emeklilik şirketini seçme hakları bile yok. Çifte mecburiyet var: Devletin mecburiyeti ve işverenin mecburiyeti.
45 yaş altında halen çalışanlar ve yeni işe girecek olanların prime esas kazançlarının yüzde 3’ü oranında zorunlu BES kesintisi yapılacak. Prime esas kazanç ifadesi büyük önem taşıyor. Özellikle sendikalı ve toplu iş sözleşmesi kapsamında çalışanlar için bunun anlamı bütün kazançlarından (ücret, ikramiye ve sosyal haklar dahil) yüzde 3 kesinti yapılması. Prime esas kazancın alt sınırı asgari ücret tutarı olan 1647 TL üst sınırı ise 10,705 TL. Bugünkü değerler üzerinde kesinti tutarları 49,4 TL ile 322 TL arasında değişecek. Özellikle ikramiyeli aylarda işçilerin kesintileri artacak. Ortalama ücret seviyeleri dikkate alındığında çalışanların büyük bölümünden 50 ile 150 TL arasında BES kesintisi yapılacağı anlaşılıyor. Ancak 2017 Ocak ayında asgari ücret ve prime esas kazanç miktarları değişeceği için kesinti miktarları artacak.
Bakanlar Kurulu kesinti oranını iki katına kadar artırmaya ve yüzde 1 düşürmeye yetkili olacak. Ayrıca devlet sisteme girişte bir defaya mahsus olmak üzere bin TL katkı yapacak. Ancak gerek devlet katkılarından yararlanmak için sistemde uzun süre kalmak gerekiyor. Sistemde 10 yıl kalanlar devlet katkısının yüzde 60’ını alabiliyor. BES’te emekliliğe hak kazananlar (en az 10 yıl sistemde kalmak ve 56 yaşını doldurmak) devlet katkısının tamamını alabiliyor.
Girmek zorunlu caymak zor
Çalışanlar emeklilik planına dahil olduğunun kendisine bildirildiği tarihi takip eden iki ay içinde sözleşmeden cayabilir. Yasa “iki ay sonra” değil “iki ay içinde” ibaresine yer veriyor. Bu durumda çalışanlar iki aylık süreyi beklemeksizin kendisine bilgi verilmesini takiben sistemden çıkabilir. Kâğıt üzerinde oldukça yumuşak görünen bu koşulun pratikte büyük ölçüde mecburiyete dönüşmesi mümkün. Sendikasız çalışanların işverenin BES şirketiyle yaptığı sözleşmeye karşı çıkması oldukça zor olacak. İşveren istemediği takdirde sistemden çıkmak pek mümkün olmayacak. Çalışanların bir bölümü ise çıkış işlemleriyle uğraşmayacak veya tasarruf hevesi ile sistemde kalacak. Dolayısıyla iki ay içinde cayma imkanı kâğıt üzerinde kalabilir.
Zorunlu BES bir sosyal sigorta sistemi değil, adı üzerinde bireysel tasarruf sistemi. BES piyasa mekanizmasına dayalı. BES şirketleri topladıkları primleri çeşitli fonlarda değerlendirerek getiri sağlamaya çalışacak. Topladıkları katkı paylarını borsa, tahvil, faiz, altın, döviz gibi araçlarla değerlendirecekler. Dolayısıyla getiri tercih edilen yatırım aracına ve piyasa koşullarına göre değişecek. Dolayısıyla BES kesintileri için bir getiri garantisi olmayacak. Nitekim Emeklilik Gözetim Merkezi verilerine göre Türkiye’deki BES şirketleri 2011-2014 arasında reel getiri açısından zarar etti. 2011’de yüzde 10’un üzerinde zarar eden BES fonları, 2012’de yüzde 9 net getiri sağladı, 2013’te yüzde 7-8 civarında zarar eden fonlar 2014’te yüzde 5’in üzerinde net getiri sağladı. Böylece toplamda son dört yılda BES fonları zarar etti. Bu yüzden de yüzde 25 devlet katkısına rağmen sistemden çıkışlar artıyor.
2015 yılı sonuna kadar yürürlüğe giren toplam 11.208.589 adet BES sözleşmesinden 3.482.835’i kendi isteğiyle sistemden çıktı. Emeklilik, fesih, vefat gibi nedenler bu sayıya değil. Sistemden çıkış oranı yüzde 31,1 olarak gerçekleşti. Yüzde 25 devlet katkısına rağmen sistem işlemiyor. Zorunlu BES uygulamasının bir nedeni de sistemden çıkışları durdurmak. Türkiye’deki BES fonlarının performansı OECD ortalamasının çok altında seyrediyor. Sözün özü BES bir sosyal güvence değil, bireysel risk ve kazanç kararına dayalı bir tasarruf mekanizması. BES için işveren katkısı ve devlet güvencesi söz konusu değil. Şirketlerin iflası veya fonların getirilerinin enflasyonun altında kalması durumunda çalışanlar için bir güvence söz konusu değil. Bunun dünyada çok sayıda örneği var. Dahası işverenlerin çalışanlardan kestikleri BES primlerini ilgili şirkete yatırmaması da ihtimal dahilinde. Sigorta primi ve vergi yükümlülüklerini yerine getirmeyen işverenlerin BES primi yatırmalarını beklemek saflık olur.
Çifte emeklilik Aldatmacası
Zorunlu BES’in iki gerekçesi var: Birincisi tasarruf oranlarını artırmak ikincisi çalışanların refah seviyesinin emeklilik döneminde de korunması. Tasarruf oranlarının artırılması gelir düzeyi ile orantılıdır. Zorla tasarruf olmaz. Bunu Özal “zorunlu tasarruf fonu” ile denedi ama sonuç fiyasko oldu. Zorunlu BES ile çalışanlara çifte emeklilik sağlanacağı iddiası ise dayanaksızdır. Şu anda sosyal güvenlik sisteminde yaşlılık, malullük ve ölüm aylığı için prime esas kazancın yüzde 20’si oranında kesinti yapılmakta. Yüzde 20 prim kesintisiyle ödenen ve pek çok emekli için yetersiz olan emekli aylığına denk bir gelirin BES’ten yüzde üç primle ödenmesi mümkün değil. Basit bir aktüerya hesabıyla sistemde 20 yıl kalan bir asgari ücretlinin yıllık yüzde 2 net reel getiri hesabıyla 20 yıl sonra alacağı maksimum emekli aylığı (enflasyondan arındırılmış sabit rakamlarla) 82 TL olur. Asgari ücretin iki katı ücreti olanın 20 yıl sonraki geliri yaklaşık 160 lira olacak. Öte yandan zorunlu BES düşük ücretli çalışanların ücretlerinde 50 ile 100 TL civarında bir düşüşe yol açacak.
Sistemin ikinci bir emeklilik sağlamayacağı açık. Asıl amaç tasarruf oranlarını artırmak, finansa piyasasına destek sağlamak, çoğu çokuluslu sigorta şirketlerine kaynak sağlamak. Özel sigorta şirketleri daha şimdiden 13 milyon yeni katılımcı hayali kurmakta. Sistemin uzun vadede yaratacağı bir değer sorun ise kamusal emeklilik sistemi ile ikame edilmesi ve böylece sosyal güvenliğin giderek özel emeklilik sistemine dönüşmesi olacaktır. Bu açıdan bakıldığında BES bugün için tümüyle kamusal sosyal güvenlik sisteminin yerine geçmese de onu giderek zayıflatma potansiyeli taşımaktadır. BES 1990’lı yıllarda hız kazanan sosyal güvenliğin özelleştirilmesi sürecinin yeni bir adımıdır. Zorunlu BES özel sigorta şirketlerinin beslenmesidir. Devlet BES’e katkı yapacak yerde emekli aylıklarını iyileştirmelidir.
Zorunlu BES Anayasa’ya aykırı
Zorunlu BES uygulaması anayasanın sosyal hukuk devleti ilkesine ve sosyal güvenliğe ilişkin hükümlerine aykırı olduğu gibi bireysel hak ve özürlükler arasında yer alan sözleşme özgürlüğü ve mülkiyet hakkına da aykırıdır. Zorunlu olan kamusal sosyal güvenlik sistemidir. Anayasa’nın 60. maddesine göre devlet bu sistemi kurmak ve herkesi zorunlu olarak bu sistem kapsamına almakla yükümlüdür. Devlet hiç kimseyi getirisi belirsiz bir özel sigorta programına girmeye zorlayamaz. Kişiler tasarruflarını diledikleri gibi değerlendirebilirler. Devlet özel sigorta şirketlerinin çobanı gibi davranamaz. Zorunlu BES Anayasa’nın mülkiyet hakkına ilişkin 35. maddesine de aykırıdır. Mülkiyet hakkı kamu yararı için sınırlanabilir ama zorunlu BES’te kamu yararı yoktur. Zorunlu BES Anayasa’nın 48. maddesinde yer alan sözleşme serbestisine de aykırıdır. Çalışanlar zorla ve işverenleri tarafından seçilen bir BES şirketi ile kendi iradeleri dışında sözleşme yapmak durumunda bırakılıyor. Kısaca BES Anayasa’nın sadece sosyal hükümlerine değil liberal ve bireysel hükümlerine de aykırı bir düzenlemedir. Piyasa ekonomisinde devlet müdahalesi olmadığı tamamen çarpıtmadır. Sermaye kendi lehine devlet müdahalesine hiçbir zaman karşı çıkmaz. Bakınız zorunlu BES! Zorunlu BES iktisadi liberalizmin iki yüzlülüğünü ortaya koyması açısından da da öğreticidir.
Zorunlu BES uygulaması ile sosyal güvenliğin özelleştirilmesi ve piyasaya terkedilmesi yönünde bir adım daha atıldı. Bu uygulama ile çalışanlar değil, özel sigorta şirketleri, sermaye BES’leniyor. Ama BES’e mecbur değilsin, cay be gözüm!
Kaynak: http://www.birgun.net/haber-detay/calisanlar-degil-sermaye-bes-leniyor-123876.html"
"Bireysel emeklilik sistemi çalışanlardan sermaye kesimine kaynak transferidir/ Dr. Murat Özveri

Hükümet 01.08.2016 tarihinde Meclise “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısını” sundu.
Tasarı diyor ki;
1. Bizim ülkemizde diğer ülkelere göre insanlar harcamalarını kısıp para yeterince biriktirmiyor. Yeterince tasarruf yapmıyorlar.
2. Ben hükümet olarak yeterince tasarruf yapmayan vatandaşlarımı tasarruf yapmaya zorlayacağım.
3. Tasarruf yapmaya zorlamanın yolu olarak da bireysel emeklilik sistemini (BES) kullanacağım.
4. BES’e katılım otomatik hale gelecek. Bağımlı çalışan herkes (işçi memur, sözleşmeli personel) bağımlı çalışmaya başladığı andan itibaren bireysel emeklilik sözleşmesine de dahil edilmiş sayılacak.
5. 45 yaş altı çalışan herkes otomatik olarak bireysel emeklilik sözleşmesine dahil edilecek. Çalışanların prime esas kazancının yüzde 3’ü BES için kesilecek. Çalışan dilerse BES dahil edildiğinin kendisine bildirildiği tarihten itibaren iki ay içerisinde cayma hakkını kullanacak. Cayma hakkını kullandığında kesilen tutarlar on gün içerisinde kendisine ödenecek.
6. Tasarının gerekçesine göre BES sayesinde hem “yurt içi tasarruf oranı” artacak hem de çalışanlar emeklilik döneminde çalışırken sahip oldukları refah düzeyini korumuş olacak.
I. ÖZAL DÖNEMİNDE DE ÇALIŞANLARIN GELİRLERİNE KONUT VAADİ İLE EL KONULMUŞTU
İlginçtir çalışanların istemeseler de gelirlerinin bir kısmına yasa yoluyla konut ucuz konut vadi ile, birikmiş para vereceğiz vaadi ile el konulması örneğini 12 Eylül darbesi sonrasının Özal hükümetiyle yaşamıştık. Anımsayalım:
11 Aralık 1986 tarihli ve 3320 sayılı “Memurlar ve İşçiler ile Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılması Hakkında Kanun” yayımlandı. Kanun Özal tarafından, çalışanları ev sahibi yapacağız vaadiyle sunuldu. Çalışanların parasına el konulmasına karşın el koymanın adı Konut Edindirme yardımı (KEY) olarak belirlendi. Hem çalışanların parasına el konulmasının adı yardım olarak sunuldu.
Kısaca Konut Edindirme Yardımı (KEY) olarak adlandırılan kesintiler 1995 yılına kadar 9 yıl sürdü. 9 yıl sonra fonda biriken paralar eritildi. Çalışanlar açısından beklendiği gibi sonuç tam bir hiç olmuştur.
Çalışanların gelirlerine zorla el koymanın bir diğer örneğini üzerinden sermayeye kaynak aktarmanın bir diğer örneğini 9.3.1988 tarihli ve 3417 sayılı “Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine” ilişkin kanunla yaşadık. Bu kanunla da çalışanların aylık ücretlerinden yüzde 2 kesinti yapılmış bu kesintiler yüzde 3 oranında da devletin katkı yapacağı belirtilmiştir. Çalışanlardan yapılan bu kesintiler özellikle belediyeler başta olmak üzere işverenler tarafından yatırılmamış, geri ödeme aşamasında binlerce davalar açılmış, kesintiler kuşa çevrilerek kısmen denetimsiz hesapsız bir şekilde geri ödenmiştir.
II. TASARRUF YAPMA GÜCÜMÜZ YOK ÇÜNKÜ GEÇİNEBİLECEK GELİRİMİZ YOK. BORÇLA AYAKTA KALMAYA ÇALIŞIYORUZ
Şimdi de hükümet “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” ile vatandaşa diyor ki; “Ne olacak biraz daha dişini sık aylık ücretinin yüzde 3’ünü BES için ayır, bireysel emeklilik şirketleri aracılığı ile senin üzerinden tasarruf yapıp piyasanın gereksinim duyduğu sıcak parayı elde edeyim. Karşılığında ise sen emekli olduğunda refah düzeyin çalıştığın dönemden aşağı olmasın.”
Tasarı iki temel gerekçeye dayanıyor: tasarruf düzeyinin düşüklüğünü ortadan kaldırmak ve emeklilik döneminde çalışırken sürdürülen refah düzeyinin gerisine düşülmesini engellemek.
Önce neden tasarruf düzeyimiz düşük, gelirimiz ne nerelere harcıyoruz bir bakalım:
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK ) Ağustos haber bülteninde yayımlanan verilere göre;
1. Kazandığımız her 100 liranın 26 lirasını kira ve konut giderleri için harcıyoruz.
2. Kazandığımız her 100 liranın 20,2 lirasını gıda ve alkolsüz içecekler için harcıyoruz.
3. Kazandığımız her 100 liranın 2 lirasını sağlığa, 2,2 lirasını eğitime ayırıyoruz.
4. Alkollü içecek sigara ve tütüne 4,2, giyim ve ayakkabıya 5,2, ev eşyasına 6,1, ulaştırmaya 17, haberleşmeye 3,7, kültür ve eğlenceye 2,9, otel lokanta ve pastane için 6,4, çeşitli mal ve hizmetler için 4,3 lira harcama yapıyoruz.
2016 yılı Mayıs ayı itibarı ile Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi verilerine göre;
Banka ve banka dışı kredi kuruluşlarına bireysel krediler yoluyla 424 Milyar TL borçlanmışız.
Bu borcun yüzde 38’ini ihtiyaç kredisi olarak (161 Milyar TL), yüzde 37’sini konut kredisi olarak (157 Milyar TL), yüzde 19’nu kredi kartlarıyla (80 Milyar TL), yüzde 7’sini taşıt kredileri aracılığı (29,7 Milyar TL) ile borçlanmışız.
TÜİK Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçlarını 2015 yılı sonu için açıkladı. Buna göre çalışma çağında kabul edilen 15-64 yaş grubundaki kişi sayısı 53 milyon 359 bin 594 kişi.
Bu 53 milyon kişinin 26,3 milyon kişisi bireysel kredi borçlusu, 2,3 milyon kişinin konut kredi borcu var, 22,1 milyon kişi kredi kartı kullanıyor, 18,4 milyon kişi ihtiyaç ve diğer kredi borçlusu, 0,8 milyon kişi taşıt kredisi borçlusu.
(TBB) Risk Merkezi Mayıs ayı verilerine göre 2 milyon 815 bin 743 kişi bireysel kredi ve bireysel kredi kartı borçlarını ödeyemiyor. 2 milyon 815 bin 743 kişi hakkında yasal takip başlatılmış. Yani 2 milyon 815 bin 743 kişi bireysel kredi ve bireysel kredi kartı borcunu ödeyemediği için icralık.
Çalışma çağındaki nüfusunun yarısı borçla geçinen bir ülkede tasarruf düzeyinin düşük olmasından yakınmak en hafif değimle acımasızlıktır. Çalışma çağındaki nüfusunun yarısı borçla geçinen bir ülkede insanların gelecek kaygısını istismar ederek, emekli olduklarında yaşam refah düzeylerinin düşmesiyle tehdit ederek ücretlerinin yüzde 3’üne el konulması ise zorbalıktır.
“Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” çalışanların aylık kazançlarının yüzde 3’üne el koymasını emeklilik dönemlerinde refah düzeylerinin düşmeyeceği vaadine dayandırmıştır.
Peki ama neden bizim sosyal güvenlik sistemimiz emeklisine neden insana yakışır bir aylık verememektedir? Bu soruların yanıtlarını sistemi özetleyerek tartışmaya çalışalım:
III. EMEKLİLİK NEDİR?
Emeklilik olarak adlandırdığımız statü sosyal güvenlik hukukunda yaşlılık sigortası başlığı altında düzenlenmiştir. Aslında “emekli oldum” derken biz sosyal güvenlik hukukuna göre yaşlılık aylığı almaya hak kazandığımızı dile getirmiş oluruz.
Yaşlanmak kaçınılmazdır. İnsanlar doğar büyür yaşlanır ve ölür. Yaşlılık fizikken çalışma yetenek ve becerilerini kullanamaz hale getirdiği, kaçınılmaz bir süreç olduğu, çalışamayan insanın gelir elde etmesinin de olanaklı olmaması nedeniyle sosyal bir risk olarak kabul edilmiştir.
Anayasaya göre temel vazgeçilmez devredilmez sosyal bir hak olan sosyal güvenlik hakkı kapsamında, hiç kimse yaşlılık sigortasından vazgeçtim diyemez. Hiç kimseyle yaşlılık sigortasının kapsamında kalacak şekilde anlaşma yapılamaz. Yapılan anlaşmalarda geçersizdir. Kısaca sigortalılık zorunludur. Sigortalılığı doğuran olay gerçekleştiği anda herkes istese de istemese de sigortalı kapsamına girer.
Kaçınılmaz olan yaşlılık gerçekleştiğinde, yaşlının hiç kimseye muhtaç olmadan temel gereksinimlerini karşılayarak yaşamını sürdürmesi için bir gelire sahip olması zorunludur.
Yaşlının gelir sahibi olması, toplumda onun bir yük olarak görülmesinin önüne geçecek, yaşlılar kişiliklerinden, değerlerinden ödün vermek zorunda kalmadan, kendilerini bir köşeye atılmış çaresiz ve zavallı bir başkasının bakımına muhtaç kişiler olarak görmeden yaşamalarını sağlamak, sosyal güvenliğin bir kolu olan yaşlılık sigortasının amacını oluşturur.
IV. ÖDENEN EMEKLİ AYLIĞI GERÇEKTE KİMİN PARASIDIR?
Sosyal güvenlik hukukunda emekli maaşının/aylığının adı, yaşlılık aylığıdır. Türk sosyal güvenlik sistemi primli sistemdir. Primli sistemde verilen her hizmetin karşılığında önceden prim yatırılmış olması zorunludur. Primli sosyal güvenlik sistemlerinde karşılığında prim alınmamış bir hizmet kural olarak verilmez.
Yaşlılık ayılığı için de çalışırken yaşlılık sigortası primi kesilir. Prim aylık kazanca göre belirlenir. Prime esas aylık kazancın yüzde 20’si (yüzde 9 sigortalı yüzde 11 işveren payı) “Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları Primi” her ay Sosyal Güvenlik Kurumuna işveren tarafından yatırılmak zorundadır.
Yaşlılık aylığını hak kazanmak için gerekli prim gün sayısını ve yaş koşulunu gerçekleştirenler yaşlılık/emekli aylığı almaya hak kazandıklarında aldıkları aylık yatırmış oldukları primlerin karşılığı kendilerine ödenen tutardır.
Zorunlu sigortalık dönemi, yaşlılık aylığı almaya başlamakla sona erer. Emekliler 5510 sayılı yasa açısından sigortalı değildir. Sigortalı kısa ve/veya uzun erimli sigorta kollarından adına prim yatırılan veya kendi adına prim yatıran kişidir. Yaşlılık aylığı alanlar artık adlarına prim yatırılmadığı için sigortalı değillerdir. Ancak sigortalı olmasalar da sigortalıyken yatırdıkları primler nedeniyle sosyal güvenlik haklarından yararlanmaya devam ederler. Bu nedenle uygulamada çalışırken geçen sigortalık dönemi, “aktif sigortalılık”, yaşlılık aylığı alırken geçen sigortalık dönemi ise “pasif sigortalılık” olarak adlandırılır.
Her aktif sigortalı yatırdığı primlerle pasif sigortalıyı finanse etmektedir. Her pasif sigortalıda geçmişte aynı şeyi yapmıştır. Aktif sigortalı pasif sigortalı dengesinin bozulmaması için, yaşlılık aylığı primlerinde kaçak olmaması zorunludur.
Bir önceki kuşak prim ödeyip görevini tamamladıktan sonra, sonraki kuşak prim yatırmaz, eksik yatırı ise, önceki kuşağa ödenecek yaşlılık aylığı ister istemez düşecektir.
V. EMEKLİLERİN AYLIKLARI NEDEN ARTMIYOR SGK NEDEN DARDA?
1. Yaşlılık (Emeklilik Aylığı) Primlerle Finanse Edilmektedir. 2011 Yılı İtibarı İle 10 Milyon 400 Bin Kişi Kayıt Dışında Çalışmaktadır.
2011 yılında, açıklamayı yaptığı tarihte SGK başkan yardımcılığı yapan, yani SGK içinden her türlü veriye sahip bir yetkilinin vermiş olduğu rakamlara göre kayıt dışında hiç prim almadan çalışan sayısı 10 Milyon 400 bin kişidir. Sadece bu kişilerin kayıt altına alınmasıyla SGK’nin kasasına girecek para yaklaşık 24 milyardır. Bu tutarın tahsil edilmesi SGK açıklarının ortadan kalkması anlamına gelmektedir.*
2. SGK Kayıtlarında Asgari Ücretli Olarak Gösterilen 5 Milyon Kişinin 2,5 Milyonu Asgari Ücret Almakta 2,5 Milyon Kişinin Ücreti Düşük Gösterilmektedir.
SGK verileri ile TÜİK Hanehalkı İşgücü Anketleri (HİA) verilerini karşılaştırarak yapılan bir araştırma kayıtlı gözüken sektörde SGK’ye gerçek ücretler üzerinden bildirim yapılmayarak prim kaçağına neden olan sigortalı sayısının 2016 yılında 2,5 milyon kişiye ulaştığını göstermiştir. Araştırmaya göre;**
a. “Sigortalı olarak asgari ücretli çalışan (tam zamanlı) sayısı 5 milyon değil, 2,5 milyondur. Diğer deyişle, 2,5 milyon çalışan asgari ücretten yüksek ücret aldığı halde, işveren tarafından asgari ücret üzerinden sigortalı gösterilmektedir.”
b. Aynı araştırmaya göre “yaklaşık 1 milyon kişi (918 bin)” gerçekte kuruma asgari ücretten bildirim yapılmış olmasına karşın asgari ücretin altında kazanç sağlamaktadır. Araştırma bu çarpık durumu “yasa gereği tam zamanlı çalışanın ücretini asgari ücret düzeyinden gösteren işverenin, çalışanının banka hesabına yatırdığı ücretin bir kısmını elden geri almasıyla” açıklamaktadır.
c. Araştırma sonunda 5,1 milyon kişinin asgari ücret ve asgari ücretin altında çalıştığı ortaya çıkmıştır.
Tüm bu verilerin bize sunduğu özet tabloya baktığımızda BES sisteminin dayandığı gerekçelerle yaşamın örtüşmediği görülmektedir.
“Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” amacı emeklilerin refah düzeylerini korumak değil daha önce KEY ve zrunlu tasarruf uygulamalarında yaşadığımız gibi çalışanlar üzerinden bu kez bireysel emeklilik şirketleri üzerinden piyasaya para aktarmak, çalışanın cebinden alıp sermayenin cebine para koymaktır.
Doğrudur, Türkiye’de tasarruf eğilimi düşüktür. Çünkü Türkiye’de çalışanların tasarruf yapacak gücü yoktur. Milyonlarca çalışan borç batağında zorunlu gereksinimlerini karşılamanın derdindedir. Borçlu olduğu için ürkek, borçlu olduğu için korkmaktadır. Gelirden yoksun kalıp borcunu ödeyememe korkusu davranışlarını yönlendirmektedir. Gelirsiz kalır, işten atılırsam korkusuyla örgütlenmekten kaçınmakta, örgütlü olan grevde gelirim kesilirse korkusuyla grevden kaçınmaktadır.
Gerçekten emekçileri düşünen bir iktidarın yapması gereken borç batağındaki çalışanlara yük getirmek değildir. Kayıtdışını ortadan kaldırmak için örgütlenmenin önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır. Çalışanların gasbedilen haklarını arayacakları hak arama yollarını güçlendirmektir. Çalışanlardan kesinti yerine, vergi dilimleri yükseltilmeli, vergi oranları düşürülmeli, servetten alınan vergiler arttırılarak dolaylı vergiler aşağı çekilmeli, kısaca çalışanlara sermayeden kaynak aktarımına dönük politikalar devreye sokulmalıdır.
*http://www.sabah.com.tr/ekonomi/2011/02/21/22_milyon_calisanin_10_milyonu_kayit_disi
Bireysel Emeklilik Tasarruf Ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun için bknz. http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/08/20160825-4.htm
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/12/20161217-9.htmBireysel Emeklilik Sistemi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik için bknz.


