TÜM BEL SEN: ANKARA BÜYÜKŞEHİRDE YAŞANAN HAK İHLALLERİ

TÜM BEL-SEN Genel Başkanı Ömer Salih EROL’un 26.09.2014 tarihli basın açıklaması metnidir.

AKP İktidarının 12 yıldır uyguladığı politikalar; iç siyasi gerilimi tırmandırırken yurttaşlar arasında yaşama barışı giderek bozulmakta ve kamplaşmalar artmaktadır. Dış politikada izlediği yöntemlerle yalnızlaşan bir ülke ve etrafında ateş çemberinin giderek daraldığı günler yaşanmaktadır. Irak’ta-Suriye’de IŞİD terör örgütünün almış olduğu pozisyon Ortadoğu halklarının yaşam hakkını gasp etmekte, on binlerce insanı mülteci durumuna düşürmektedir.

AKP iktidarının derhal bu gerilim politikalarından vazgeçmesi gerekmektedir. Ortadoğu da savaş yanlısı politikalardan derhal vazgeçilmelidir. Bu, bölgede halklar arasında dayanışmanın, yardımlaşmanın arttırılması koşulsuz barışı tesis edecektir.  

AKP iktidarının söz konusu bu gerilim politikaları; yerel yönetimlere yansımakta, yerel yönetimlerde çalışan yüzbinlerce emekçi için çalışma ve yaşama koşulları her geçen gün daha da kötüleşmektedir. Hükümetin yerel yönetimlere ilişkin çıkardığı yasalar, çalışanların işinde, aşında ve günlük yaşamında işkence aracı olarak kullanılmaktadır. Bu durumun en yakın örneği geçtiğimiz yerel seçimlerle bütünüyle yürürlüğe giren kamuoyunda “bütünşehir yasası” olarak bilinen 6360 sayılı yasanın Ankara Büyükşehir Belediyesi ve diğer büyükşehir belediyelerindeki emekçilerin çalışma yerleri ve koşullarında yarattığı büyük olumsuzluklardır.

Ülkemizdeki büyükşehir sayısı ile sınırlarını ve görev alanlarını değiştiren 6360 sayılı yasaya göre görev alanı tüm il sınırlarına genişleyen Ankara Büyükşehir Belediyesi, bu durumu bahane ederek belediye başkanına biat etmeyen emekçileri cezalandırmaktadır.

Bu kapsamda çoğunluğu Sendikamız üyesi yüzlerce emekçi şehir merkezinden kilometrelerce uzağa sürgün edilmiştir. Servis özeliklerini taşımayan araçlarla görev yerlerine ulaşmaya çalışan arkadaşlarımızın can güvenlikleri yoktur. Sağlıksız ve güvenli olmayan araçlarla arkadaşlarımız günde 400 km yol kat etmekteler. Bu yolculuk yaklaşık 4 saat sürmektedir. Ve bu süre üyelerimizin özel hayatından çalınmaktadır. Bu arkadaşlarımızın çoğunluğunun kadın olması düşünüldüğünde sadece üyelerimiz kendileri değil bütün aileleri birlikte cezalandırılmaktadır.

Söz konusu bu sürgünlerle, yıllarca Ankara halkına hizmet üreten belediye emekçilerinin cezalandırılmasından öte artık canımıza da kast edilmektedir.  Devekovan’ına sürgün edilen kadın arkadaşlarımız, Devekovan’ı müezzini tarafından halka hedef gösterilmiş, arkadaşlarımız can korkusu yaşamaktadır. Bu kapsamda son olarak EGO’da çalışan bir üyemiz, baskılara dayanamayarak, evinin 4. kat balkonundan eşi ve çocuğunun gözleri önünde kendisini aşağı atarak intihara teşebbüs etmiş ve sağlık sorunu ciddiyetini sürdürmektedir.    

İlçelere görevlendirilen arkadaşlarımızın çalışma koşulları iyileştirilmesi gerekirken bunun yerine buralara sürgün edilenlerin sayısı her geçen gün daha da artırılmaya devam etmektedir. Şöyle ki; bazı yerlerde yaklaşık 2 metrekarelik odaya 10 kişi sığdırılmaya çalışılmaktadır. Kış aylarında bu arkadaşların oturacak yerleri dahi bulunmamaktadır. Ayrıca kış aylarında çalışanların ısınma sorunları ile karşı karşıya kalacaklarından endişe duymaktayız. Okulların açılması ile aile dramlarının yaşanacağı çok net olarak kendini dayatmaktadır. İlköğretime ve kreşe giden çocukları olan çalışanların çocuklarını servislere bindirmeleri, okullarına yolcu etmeleri ve okul dönüşünde çocuklarını karşılamaları bu durumda artık hayal olmuştur.

Şurasını da vurgulamak gerekir ki bu sürgünler sadece çalışanlara ve onların ailelerine zulüm değil aynı zamanda Ankara halkının kaynaklarının kötüye kullanımına neden olmaktadır. Bu sürgünler nedeniyle aylık yaklaşık 12 milyon lira kamu zararı oluşmuştur ve Ankara halkına yıllardır hizmet üreten yetişmiş, tecrübeli, kalifiye personel atıl hale getirilmiştir. Hâlbuki 3 ay öncesinden bu çalışanlar Ankara’nın çeşitli bölgelerinde yapılan projelere imza atmış üretmiş, Ankaralıya hizmet etmiş insanlardır. Emekçilerdir.

Ankara Büyükşehir Belediyesini 21 yıldır yöneten İ. Melih GÖKÇEK’in belediye emekçilerine yönelik baskı ve zulmü maalesef ki bunlar bitmiyor. Özellikle 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden itibaren iyice yoğunlaşan bu saldırılar kapsamında Gökçek, sırf kendisine biat etmeyip hak ve özgülüklerini korumak için Sendikamıza üye olan belediye emekçileri hakkında hukuksuzca soruşturmalar açtırmakta,  disiplin cezaları verdirmekte, emekliliğe zorlamakta hatta işten attırmaktadır.

12’si sendikamız üyesi 14 arkadaşımız sırf Sendikamız faaliyetlerine katıldıkları için geçtiğimiz Haziran ayında, hiçbir hukuki dayanağı olmadan asılsız iddialarla işten atılmıştır. Bu arkadaşlarımızın tamamı Ankara halkına 20-25 yıl hizmet üretmiş, çocuklarını okutmaya, ailelerini geçindirmeye çalışan arkadaşlarımızdır. Belediye yönetimi bu işten atmalarla sadece çalışanlardan öç almakla kalmayıp aileleri ve özellikle çocukları da cezalandırmaktadır.

Yine bu kapsamda emekçilerin ekonomik ve sosyal haklarını korumak ve geliştirmek için imzalanması gereken toplu sözleşmeyi emekçileri kendi anlayışında terbiye etme aracı olarak kullanmaktadır. Kendi yandaşı sözde bir Sendika ile imzaladığı bu sözde toplu sözleşmeyle aynı iş yerinde aynı işi yapan emekçilere farklı ücretler ödenerek, emekçiler memleketleri, inançları, sosyal ve veya siyasal tercihleri üzerinden ayrımcılığa tabi tutulmaktadır. Söz konusu bu ayrımcılık uygulamaları üzerinden işyerlerindeki birlik ve dayanışma bozularak, emekçilere yalnızlaştırılmaya, hak ettikleri ücretleri alabilmek için amirlerine yaranmaya mecbur bırakılmaktadır.
Değerli Arkadaşlar,

Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimi bu uygulamalarıyla sadece belediye emekçilerine değil Ankara halkına da zulmetmektedir.

AKP anlayışının belediyede uygulayıcısı Melih GÖKÇEK, Belediye başkanı olduğu 1994 yılından bu yana hiçbir bilimsel planlama kriterine ve mahkeme kararlarına uymadan gerçekleştirdiği rant odaklı şehircilik uygulamalarıyla; kentin doğal ve tarihsel mirası AOÇ ve parkları gibi halkın kolektif mekanlarını gasp etmiş; gereksiz ve yanlış alt, üst geçit, köprü ve yol inşaatlarıyla, plansız yerleşim uygulamalarıyla kent yaşamını tam bir keşmekeşe dönüştürmüştür.

Suya, doğalgaza, ulaşıma yapılan zamlarla Ankaralıyı canından bezdirmiş, başkenti yaşanamaz bir kent haline getirmiştir. Bütün bilimsel uyarı ve eleştirilere rağmen Kızılırmak suyunu Ankara’ya bağlamış, içilebilir su ile harmanlayarak Ankara halkına içirmiş. Ankaralının sağlığı ile alay etmiştir. Bilim çevrelerinin uyarılarını ideolojik bularak bilim ve akıl ile alay etmiştir. Bu uygulaması nedeni ile Ankara halkının sağlığı tehdit altındadır. Ranta dayalı şehircilik anlayışından kaynaklı bir öğrenci ve işçi kenti olan Ankara ülkemizde ulaşımın, suyun, gazın en pahalı olduğu il olmuş bütün bu çevrelerin hayatını çekilmez hale getirmiştir.

Bütün bu nedenlerle söz konusu saldırılar sadece belediye çalışanlarına değil, bizden hizmet bekleyen Ankara halkınadır. Sorunlarımıza ilgisiz kalan yetkilileri bir kez daha uyarıyoruz. Bu hukuksuz uygulamalar nedeni ile yaşanacak olumsuzluklardan sorumlu olacaksınız.

TÜM BEL-SEN olarak Dün olduğu gibi bugünde üyelerimize, işimize, aşımıza, hayatımıza, sağlığımıza kast edenlere karşı Ankara halkı ile birlikte mücadele edeceğimizi ilan ediyoruz.