ÖZGECAN İLK DEĞİL AMA SON OLSUN! DAVANIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ!
Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan üniversite öğrencisi Özgecan’ın vahşice cinsel saldırıya uğrayıp öldürülmesi ülkemizdeki erkek terörünü bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu vahşet ne ilk ne sondu. Özgecan’ın katledilişi bardağı taşıran son damla oldu.
Ülkemizde yaşanan tüm bu cinayetlerde, yıllardır kadın ve erkeğin eşit olmadığını her fırsatta dile getiren AKP iktidarının sorumluluğunun büyük olduğunu biliyoruz. Kadınların, erkeklerin mülküymüş gibi gösterilmeye çalışılması,”kadın erkek eşit değildir “ söylemleri devlet politikası haline gelmişken, erkekler de “onlara dilediğinizi yapabilirsiniz” mesajını almakta, kendilerinde hak gördüklerinden evde, sokakta, metroda, otobüste kadınlara saldırmaktan çekinmemektedirler.
Meclis’te kurulan Kadına Yönelik Şiddet Komisyonu, kurulduğu günden beri; ‘Kadın mahallenin namusudur’, ‘Kreş eken huzurevi biçer’, ‘Kadınlara hak verilmemeli’, ‘Kadın ve mücadele kelimeleri yan yana kullanılmamalı’, ‘Evlenilecek kadınlar itaatkârlık eğitiminden geçirilerek ehliyetlendirilmeli’ gibi söylemlerle kadınlara karşı düşmanlığı kışkırtmaktadırlar.
Yine; “eşitsizlik fıtrattandır” 'tecavüze tahrik eden kadın cezalandırılsın', 'kadın tecavüz çocuğunu doğursun' gibi söylemlerle erkekleri kışkırtan, tecavüzü sıradanlaştıran, kadınları hizaya çekip erkekleri onların üzerine salan devlet bu olayda birinci derecede sorumludur. Bütün bu tecavüz ve cinayetler münferit değil, sistematiktir. İşte tam da bu sebepten kadına yönelik şiddet politiktir.
Görüyoruz ki kadınlara yönelik her şiddet eyleminin, tecavüzün, tacizin meşrulaştırıldığı erkek dil her an ve her yerde karşımıza çıkıyor. Kadının “hak ettiği”, “kaşındığı”, “istediği”, “rıza gösterdiği”, öne sürülürken, erkek “ihtiyaç duyduğu”, “hormonal, ruhsal, psikolojik rahatsızlık taşıdığı”, “namusunu koruduğu”, “erkek olduğu” için aklanıyor. Bir kadın öldürüldüğünde, tecavüze uğradığında, önce “masumiyeti” test ediliyor; erkeğin suçu ona göre belirleniyor.
Kadına yönelik şiddet davalarında erkekten yana tavır alan, tacizde tecavüzde kadının rızası olup olmadığını sorgulamayı adaletten sayan, en yetkili makamlardan eşitsizlik fıtrattandır diye bağıran, “kadın”lığa hiçbir alanda tahammülü olmayan siyasal iktidarın erkek aklıdır.
Devlet yetkililerinin, kadın cinayetlerini durdurmak için alabileceği onca önlem varken, kadınların taleplerine kulak tıkayan bir anlayışla (idamın geri getirilmesi gibi) kendi yöntemlerini dayatmaya çalışmaktadırlar. İdamın geri getirilmeye çalışılması fırsatçılıktan başka bir şey değildir. “Hadım etmek”, “idam etmek” gibi tehditleri kadınların her gün maruz kaldığı erkek şiddetini yalnızca tekil olaylar olarak algılamaya, saldırganları insanlıktan çıkmış üç beş canavar olarak göstermeye yarıyor.
Oysa biz biliyoruz ki erkek şiddeti, yalnızca haberlerde yer bulabilen vahşi hikayelerden ibaret değil. Erkek şiddeti her gün sokakta, evde, minibüste, iş yerinde, yaşadığımız her yerde…
Bizler Özgecan'ı, katledilen kadınları, yıllarca süren davalarda tecavüzcüleri aklanarak hayatı karartılan N.Ç. gibi nice kız çocuğunu, savaşlardan kaçarak sığındıkları yerlerde ikinci eş olarak satılan, fuhuşa zorlanan ve adları bilinmeyen mülteci kadınları, yargıdan koruma talep etmesine rağmen şikayeti dikkate alınmadığı için sokak ortasına erkeklerce katledilen kadınları hiçbir zaman unutmayacağız.
Erkek-yargı-devlet hesap verene, failler en ağır cezaya mahkum edilene kadar her yerde mücadele edecek ve bu davanın takipçisi olacağız.
TÜM BEL SEN İZMİR 1 NOLU ŞUBE
NOT: Eylem fotoğrafları için bknz. http://www.izmirtumbelsen.org/content/ozgecan-ilk-degildi-ama-son-olsun#...
