İhraç Edilen Emekçiler Konuşuyor Yazı Dizisi 4: “Tarih bu dönemi yazacak...”.
14 Temmuz 2017 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan 692 sayılı KHK ile Büyükşehir Belediyesi Satın Alma Dairesi Başkanlığı'nda çalıştığı görevinden ihraç edilen Erol Hanbayat ile yapılan röpörtaj aşağıda yer almaktadır.
Kendini bize tanıtır mısın?
Ben Erol Hanbayat. 2009 yılında itfaiye eri kadrosunda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde çalışmaya başladım. Üç ay itfaiye eri olarak görev yapmamın ardından Satın Alma Dairesi Başkanlığı bünyesinde Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni olarak çalışmaya başladım. 2014’te yapılan unvan değişikliği sınavını kazanarak ekonomist kadrosunda çalışmaya başladım, ihraç edildiğim 14 Temmuz 2014 tarihine kadar.
İhraç edildim dedin. Tam olarak ne ile karşılaştın, ne hissettin, durumu tarifler misin biraz?
Açıkçası 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL ilan edilmesi ve ülkenin Kanun Hükmünde Kararnameler ile yönetilmesi ve on binlerce kamu görevlisinin görevlerinden atıldığı bir ülke ahvali söz konusuydu. Böyle bir durum birçok insanın başına geldi. Bizim başımıza da gelebileceğini düşünüyorduk. Esasında AKP’nin kendine muhalefet edenleri, kendi gibi düşünmeyenleri kamudan tasfiyeye yöneldiği bir süreçte; sendikalı olan, politik kesimlerin kamudan dışlanması yaklaşık bir yıldır sürüyordu, bunun tezahürünü yaşadığımızı düşünüyorum. Ne kadar kafa olarak hazır olsak da bir yanıyla muazzam bir kırılma yaşıyor insan; yıllardır çalıştığım iş ortamımdan, çevremden uzaklaşmış olmak. Diğer yanıyla yüz binlerce insanın bu kaderi, çok daha kötülerini yaşıyor olması ve ülkenin içinden geçtiği durumu göz önünde bulundurunca bizim yaşadıklarımızın lafı bile olmaz. Yani bir yanıyla yılların yarattığı ilişki yoğunluğu, çok yönlü birikim ve harcanan emek bu ayrılığı zorlaştırıyor iken diğer yanıyla ülkenin bulunduğumuz koşulları o kadar ağır ki; AKP ile gelişen korku imparatorluğu, bunca zulüm içinde kendi durumumuzun lafını etmeyi zul sayıyorum.
O yüzden ikili bir durum yaşadım aslında. Bir taraftan bu bir boşluk yaratıyor, evet zor! Diğer taraftan ise böylesi durumlarda sağlam bir irade, bir duruş içinde olmak gerektiğinin bilincindeyiz. Her iktidar döneminde de toplumun örgütlü, sendikalı, devrimci kesimlerine yönelik bir saldırı furyası ile karşılaşmıştır ve karşılamıştır. Bunu biliyoruz. O yüzden güçlüyüz.
Kurumunun, arkadaşlarının tepkisi ne oldu bu süreçte?
KESK’e bağlı sendikalar ve onun çeperindeki kesimler bunun politik bir mesele olduğunu ve politik kimliğimizden ötürü bu saldırıya maruz kaldığımızı bildiği için inanılmaz bir dayanışma durumu geliştirdiler. Yani Tüm Bel-Sen’den kaynaklı hiçbir eksiklik yaşanmadı. Tüm Bel-Sen’i aktive eden arkadaşların can hıraç çabası o dönemi çok daha kolay geçirtti bize. Ekonomik dayanışmaları, haklılığımıza olan inançları, sürekli yanı başımızda durmaları… Bunlar bu süreci kolay geçirmemizi sağladı. İş yerindeki arkadaşlar üzüldü, çok üzüldü. Bir kesim de aramaya korktu, endişe etti. “Acaba bir şekilde biz de o ağa takılır mıyız” diye. Bu aslında sistemin yaratmak istediği şeyin tam anlamıyla bizim alandaki yansıması. Çok duygusal bir ayrılış, kopuş oldu onlar açısından da. Ama sonuçta yedi-sekiz yıldır aynı yerde emek veren insanlar olduğumuz için anlayabildiklerini düşünüyorum bu durumu. Bu süreçte ailem çok destek oldu her yönden. Açıkçası önemli bir yerden koparılmanın dışında muazzam bir üzüntü ve kırılma yaşamıyorum.
Kurumun tutumu samimi bulmuyorum. Anında bir refleks geliştirilmedi. En azından “bu durum bizden kaynaklı değil” deyip, bir geçmiş olsun dileyebilirlerdi ama bundan dahi korktular.
Sendikaların bu süreçteki tutumunu nasıl tariflersin?
Bu kurumda çok farklı sendikal akımlar var. Birisi mücadeleci bir sendikal akım; KESK. Her daim de bu tarz baskılarla karşı karşıya kalmış ve bunun üstesinden gelmeye çabalamış, elindeki imkânları kendi üyeleri ve emekçiler için seferber etmiş bir sendika. O, üzerine düşeni layıkıyla yaptı. Yapabileceğini yaptı, elindeki imkânlarla. Bu tutumu ayırmak lazım. Belki insanlar şuan bunun pek farkında değil ama tarih bu dönemi yazacak. KESK için yazacak. Şu an belki bu baskı koşullarında bu dayanışmacı ruh pek görülmüyor ama bundan üç beş yıl sonra bu çok daha anlamlı hale gelecek.
Diğer tarafta bütün varını yoğunu KESK’e düşmanlık üzerine kurmuş olan Birleşik Kamu-İş’e bağlı Yerel-Sen sendikası var. Onlar bu işin en başından beri, “biz de OHAL Komisyonunda yer alabiliriz” diyerek emekçileri ihbara yöneldi.. Kendi ihraç edilmiş üyelerine dahi sahip çıkmayan bir sendika KESK’li emekçilerin ihracına alkış tutuyordur diye tahmin ediyorum. Bu ihraç sürecinde ben kişisel olarak Yerel-Sen’inde payı olduğunu düşünüyorum. İnanılmaz bir kriminalize etme çalışması yürüttüler KESK ve KESK’in içinde belli bireylere yönelik, çok mesnetsiz iddialarla yaftaladılar. Bunun üzerinden bir argüman ve politika geliştirdiler. Sadece yetkiyi kazanmak adına! Ama kendi ihraç edilmiş üyelerine karşı da kendi üyeleri değilmiş gibi davrandılar. Hiç oralı olmadılar. “Etliye sütlüye dokunmayalım, biz burada yetkiyi elimizde tutalım” gibi bir yaklaşımla faaliyet yürüttüler. Ama KESK tüm yetersizliklerine rağmen aslında sürecin savunucusu oldu diyebilirim.
Şimdi ne yapıyorsun?
Aslında bu durumda sendikam Tüm Bel-Sen ve onun üyeleri ile ilgili. Belki buradaki Tüm Bel-Sen çeperinin bir birine olan bağlılığı ile alakalı. Belki Türkiye’de de nadide bir örnektir. İhraç meselelerinde genelde duyduğumuz insanların ilk dönem yaşadığı en büyük zorluğun ekonomik zorluk olduğu yönünde. Çünkü düzenli gelen maaş birden kesilip düzenli giderleri ödeyemediğin takdirde, ciddi bir mağduriyete sebep oluyor. Bu dinamizm, dayanışmacı ruh bize ekonomik olarak bir eksiklik hissettirmedi. Ekonomik olarak hızla örgütlendi ve bize bir mağduriyet yaşatmadı. Bu açıdan çok anlamlı benim için. Ve yakın zamanda da bir işletmeye ortak oldum, çalışmaya başladım.
Son olarak geleceğe dair beklentilerin nelerdir?
Politik olarak bu durumun devam edebileceğini düşünmüyorum. Hukuksal olarak gelecekte geri dönme imkânlarımız da oluşabilir ama bir yıkım yaratıldı, bir enkaz yaratıldı. Geleceğe dair çok olumlu sinyaller aldığım söylenemez. Çok hayalperest beklentilerim yok. Ama birbirimizden uzaklaşıyoruz, birbirimizden kopuyoruz; onların istediklerini yapmış oluyoruz aslında. Buna karşın bir arada olmayı, örgütlenmeyi tesis edecek bir düzleme girmediğimiz sürece çok kolay da değişmez bazı şeyler. O yüzden çok hayalci değilim. Ama bu sürecin öğrettiği tek bir şey var örgütsüz olursak; toplum olarak, emekçiler olarak bu kadar örgütsüz olursak her türlü saldırıya açık hale geliyoruz. Son olarak tüm arkadaşlarımı çok sevdiğimi söyleyebilirim. Umarım bu süreci tersine çevirebiliriz ve tekrar arkadaşlarımla yan yana çalışabileceğimiz bir duruma kavuşuruz.
